|
DÜZGÜNBABA ZİYARETGAHI
I- TANITIMI
İlçe Merkezine yaklaşık 15 Km. mesafede
bulunmaktadır. Tunceli İl merkezinden Kılköyü üzerinden ve İlçemiz
merkezinden toprak bir yol ile Günlüce ve Çevrecik köyleri üzerinden ve
türbeye araç yolu bulunmadığı için yaya yürünmek suretiyle ulaşılmaktadır.
Düzgünbaba dağının yüksekliği 2097 m.
olup,ziyaret yeri dağın zirvesinde bulunmaktadır. Ziyaret yemde meşhur olup
ve mutlaka uğranılan yerlerden olan Çele Mağarası 2100 m. Yüksekliktedir.
Yol boyunca doğal güzellikler içerisinde ziyaret yerine ulaşılmaktadır. Her
yıl Mayıs ayı ortasından Eylül ayının sonlarına kadar ziyaretçi akınına
uğramaktadır.
II-ÖNEMİ
Bütün Türkiye genelinde dini büyüklere karşı
gösterilen ilgi Düzgünbaba' ya karşıda gösterilmektedir. Bu nedenle her yıl
Erzurum, Sivas, Tokat,Amasya, Çorum, K.Maraş , Erzincan gibi Alevi nüfusun
bulunduğu iller ile komşu ve diğer illerden çok sayıda ziyaretçi gelmekte ve
gelen ziyaretçi sayısı İlçe Jandarma Komutanlığının kayıtlama göre 5000' i
bulmaktadır.
Ziyaret yerine araç yolunun ve konaklama
tesisinin bulunmaması ziyaretçi sayısını sınırlandırmaktadır. Yol ve
Konaklama tesisinin yapılması halinde gelen ziyaretçi sayısı 10.000' i
geçecektir.
Düzgünbaba Ziyaretgahının önemi,gelen
ziyaretçilerin İlçeye ekonomik katkıları ve manevi yönünden
kaynaklanmaktadır. Ziyaretler , manevi değerlerin gerek sonraki nesillere
aktarılmasında ve gerekse de birleştiricilik yönünden büyük önem
taşımaktadır.
III - ZİYARETGAHIN YAPISI VE KARŞILAŞILAN
SORUNLAR
Düzgünbaba' nın mezarı üzerine türbe yapılmış
değildir. Konaklama tesisi bulunmadığından özellikle uzak illerden gelen
ziyaretçilerin,yer ve yatma sorunu bulunmakta olup,vecibelerin yerine
getirilmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Mezar yerine kadar araç yolunun
bulunmaması ulaşımda sıkıntılara yol açmaktadır. Mezar yemin etrafı taşlar
ile çevrilidir.
IV - ZİYARETGAHA İLİŞKİN YATIRIMLAR
İlçe merkezinden Düzgünbaba Ziyaretgahına yol
yapımı başlamış olup,çalışmalar önümüzdeki aylar içerisinde
sonuçlandırılacaktır. 2000 yılı Eylül ayı içerisinde "Düzgünbaba ve
Ziyaretleri Kültür,Kalkınma ve Tanıtım Derneği" kurulmuştur. Gelen
ziyaretçilerin konaklama ihtiyaçlarının karşılanması ve vecibelerin yerine
getirilebilmesinde karşılaşılan sıkıntıların çözümü için Dernek tarafından
yatırıma ilişkin proje teklifi sunulmuş olup;
Yatırım,500 m2' lik bir alan üzerinde (7) Aile
konaklama kapasiteli pansiyon,Dede vi, WC, Çamaşırhane, Kütüphane, Mutfak,
Yemekhane, Kurban Kesme Yerleri,Cem Evi ve Misafir Ağırlama Yerini
kapsayacak şekilde projelendirilmiş ve yatırım,2001 yılı birim fiyatlarına
göre 208.000.000.000 TL:' ye mal olacaktır. Yolun,çalışmaların bitimine
müteakip asfaltlanmasının sağlanması gerekmektedir. Dernekçe yapılacak
yatırımlara gerekli desteğin verilmesi büyük önem arz etmektedir.
DÜZGÜN BABA (ŞAH HAYDAR) ZİYARET YERİ HİKAYESİ
Hz. Ali evlatlarından 7. İmam Musa Kazım'ın
neslinden büyük Türk mutasavvıfı Hacı Bektaş-ı Veli (1209/1210-1270/1271)
(çoğunluğun katılmadığı bazı araştırmacıların görüşüne göre 1248-1337)
Xlll'ncü Yüzyıl'da (Anadolu Selçuklu Devleti döneminde) Horasan'dan ayrılıp;
1264 yılında Erzincan üzerinden Anadolu'ya geçerken; o zamanlarda halkı
arasında Zerdüşt dini özelliklerine de rastlanan Dersim bölgesine Alevîliği
anlatmak için üç halife gönderir. Bu halifelerden birincisi, Şah Kasan/Kasan
Halife'dir ve Pertek ile Hozat taratma gider. Bu halifelerden ikincisinin
Kalmamsır olduğu ve bir inanışa göre; Büyükyurt tarafında sırra erip
kaybolduğu söylenmektedir. Diğer bir inanışa göre ise; Günlüce köyünde
yaşamış ve orada
ölmüştür.
Bu halifelerden üçüncüsü, (8'nci imam Ali
Rıza'nın oğullarından) Seyyid Mahmud Hayrani olup;Mazgirt Dedebağ (Bağın)
köyü ve Nazimiye Bostanlı köyü bölgesinde bir süre kaldığına ve sonra Konya
ili Akşehir ilcesine döndüğüne ve orada 1268 yılında öldüğüne inanılır.
(Halen türbesi Akşehir'dedir.) İnanışa göre; oğlu (kardeşi veya amcası da
olabilir) Hacı Kureyş, Bostanlı köyü Zeve mezrasında yaşamıştır, işte onun
da (muhtemelen birinci) oğlu Şah Haydar/Ak Haydar'dır.
Bazı araştırmacılara göre; Şah Haydar,
Silvan'da öldürülen ve Zaza Türkleri tarafından Tunceli bölgesine
getirilerek sonradan Sultan Baba/Tacik Baba ismiyle anılan ve ziyaret yeri
haline getirilen dağa gömülen Celaleddin Harzemşah'ın komutanlarından/beyierinden
biridir. Celaleddin Harzemşah'ın diğer beyleri gibi, bir süre Selçuklu
Sultanı'na bağlı kalmış ise de daha sonradan başkaldırarak Tunceli
bölgesindeki dağlara sığınmıştır.
Bazı araştırmalara göre ise; seyyidler dönemi
öncesi bölge mitolojisinde yer alan bir figürdür (bölgeyi en çok etkisi
altında bırakan Sümerler döneminden kalma kutsal değerlerden biridir ya da
İran halklarının tanrı Mithrasi'na ait kültün bir devamı durumundadır) ve
kaynaşma sürecinde o, Kureyş Baba'nın oğlu olarak bir kutsal dağ biçiminde
yaşamım sürdürmektedir. Hititlerin gök/fırtına tanrısı ile dahi bir
benzerliği vardır.Kendisi, (güneş ya da gök tanrılarının simgesi olan) bir
kartalla simgelenir ve gökyüzünde kanat çırptığına inanılır. Haskar/Haskal,
Jel/Zel ve Karsniye/Karsni/Kesni isimlerinde üç kızkardeşi vardır. Bugün
bunlar da bölgedeki dağ isimleri olarak bilinmektedir. Haskar, Düzgün
Baba'nın en küçük ve en sevdiği kızkardeşi olduğundan yanıbaşındadır.
Karsniye ise her sonbaharda Düzgün Baba'ya dört tane dağ keçisi
göndermektedir.
Efsaneye göre; Şah Haydar, Bostanlı köyü Zeve
mezrası yakınlarındaki Zergovit Tepesi'nde yaptığı evinde, hayvanlarım
otlatıp onlarla ilgilenmektedir. Yaz-kış hayvanlarım en iyi şekilde
beslemektedir.Özellikle kışın en çetin günlerinde bile hayvanlar besili
olmaktadır. Bu durum babası Kureyş'in dikkatini çeker ve "Hele bir bahayım,
kışın ortasında hayvanlara ne yediriyor?" diyerek, hayvanların bulunduğu
yere gelir. Bu sırada Şah Haydar, elindeki çubuğunu kuru meşe ağaçlarına
dokundurmaktadır. Çubuğun değdiği her ağaç yeşermekte ve hayvanlar da bu
taze yaprak ve sürgünleri yemektedir. Kureyş Baba, sessizce geri dönmek
ister. Ancak, o sırada bir keçi aksırmaya başlar. Şah Haydar ise keçiye
dönerek, "Ne oldu? Babam Derviş Kureyş'i mi (Mahmud'u mu) gördün ki bu kadar
hapşırırsın?" der ve arkasına baktığında,kendisine görünmeden gitmeye
çalışan babasını görür. Babasına ismi (ve lakabı) ile hitap ettiği için çok
utanır ve mahcubiyetinden dolayı Düzgünbaba Dağı denilen tepeye çıkar.
Rivayet olunur ki; Şah Haydar, babasına ismen hitap ettiği için kaçtığı
zaman, ayağında kışın karda giyilen hedik veya lekan varmış. Bu hediklerle
Zergovit Tepesi'nden Düzgünbaba Tepesi'ne kadar (takriben beş kilometre) üç
adım atmış ve bastığı her yerde hedikler tasa iz bırakmış olup, bu izler
hala durmaktadır. İki tanesi (bazılarına göre atma ait olanları), (40 gün
süreyle) çile doldurmak için yaşamaya başladığı "Çele" ismi verilen
mağaranın içindedir.
Burada yaşamaya başlayan Şah Haydar'ın bir iki
gündür eve gelmemesinden şüphelenen annesi, durumu babasına bildirir. Kureyş
Baba, müritlerinden bazılarım onu aramaya ve durumunu öğrenmeye gönderir.
Müritler, onu 2100 metre yükseklikteki bu tepede bir mağarada bulurlar ve
durumunun iyi olduğunu öğrendikten sonra tekrar Zeve'ye dönerler. Babasına
"Durumu düzgündü, merak edilecek bir şey yok.Selam ve hürmet eder,
ellerinizden öper."derler. Bu "durumu düzgündü" sözü dilden dile dolaşır ve
asıl adı Şah Haydar olan bu zata, artık bir süre sonra Düzgün Baba olarak
bir isim atfedilir. O günden bu güne Düzgün Baba olarak söylenegelir.
Nazimiye'de bulanan bu ziyarete genelde kısır
kadınlar, erkek çocuğu olmayanlar, hasta ve sakat kişiler gitmektedir. Halk
arasındaki kimi sorunlar ve anlaşmazlıkların bile, adaletine güvenilen bir
yargıç gibi, ona havale edildiği de olmaktadır. Halen mezar yeri, yığma
taşlarla çevrili olarak Düzgünbaba Tepesi'nin zirvesinde bulunmaktadır
Bazılarına göre bu mezar Mehmet isimli bir dervişin/seyyidin mezarıdır.
Çünkü Düzgün Baba sır olmuştur, mezarı olamaz. Bu mezarın yakınında da
Düzgün Baba'nın yaşadığına inanılan mağara vardır.Ayrıca mezarın hemen
yakınındaki bir zirvede taştan yapılmış üç adet (muhtemelen) top kalıntısı
vardır.Ancak ne olduğu net olarak anlaşılamamakla beraber bu kalıntılar da
yörede yaşayan insanlar tarafından (cengaverliğine bir işaret olarak) Düzgün
Baba'nın topları (bazen kız kardeşleri ve Munzur Baba ile karşılıklı
haberleştikleri sevgi topları) olarak kabul edilir ve zaman zaman
kendiliğinden ateşlendiğine (top seslerinin Cemlerde Söylenen Bir Deyiş
duyulduğuna) inanılır. Bu ziyaret yerine her yıl yaklaşık 5000 kişi
gelmektedir. Ziyaretçiler genelde kayaları öperler, kurban keserler, mum
(çıra) yakarlar. Bazı ziyaretçiler ise geceyi de mağarada geçirirler.
Böylece rüyalarında Düzgün Baba'yı (beyaz sakallı bir ihtiyarı) görüp
dilekleri ile ilgili bir işaret almaya çalışırlar. Bu amaçla daha önceden
mağara içerisinde (kadınlar için) bir konaklama yeri yapılmıştır. Bazı
ziyaretçiler, Düzgün Baba'nın yaşadığına inanılan mağaranın yakınındaki bir
başka küçük mağara içindeki ince ince akan ve tas şeklindeki su kaynağından
(tas çeşmesinden) su içerek kendi iyiliklerim ölçerler Söylendiğine göre;
kalbi temiz (iyi ruhlu) olanlar rahatlıkla su içebilirken; kalbi kötü (kötü
ruhlu) olanlar veya inanmayanlar, su içmek için eğildiklerinde, su kana
dönüşür veya kurur ve içilemez hale gelir. Buradaki taşlarda Düzgün Baba'nın
uzanarak yattığı farz edilen bir yatma yeri izi de vardır. Yine bazı
ziyaretçiler, Düzgünbaba (Çele) mağarasının bulunduğu yerden 3-4 adet küçük
taş toplayarak evlerine götürürler; bunları beyaz bir bez torba içine koyup,
bereket getirsin diye, genelde mutfaklarına asarlar. Perşembe'yi Cuma'ya
bağlayan gecelerde ise, torbaya yakın bir yerde mum yakılır ve böylece
Düzgün Baba hatırlanır. Çok inananlar yemin ederken/and içerken; bu torbaya
ellerini koyarak ve "Düzgün Baba çarpsın ki. Düzgün Baba adına vb." diyerek
yemin ederler. Yemin ederken, güvence vermek için Düzgün Baba'nın adının
kullanılması, Düzgün Baba'nın çok dürüst, doğru, adaletli ve sözüne
güvenilir bir kişi olduğunu göstermesi açısından "Düzgün" olarak konan adım
da bir başka açıdan açıklıyor olabilir. Halk arasında Düzgün Baba adım
kullanarak yapılan dua ve beddualarda oldukça yaygındır. Çocuğu olmadığı
için Düzgün Baba'ya çıkıp da dua edenler, çocukları olunca, adım da
çoğunlukla "Düzgün" olarak koyarlar.
Muhammed geliyor,
Ali de önündedir.
Muhammedi sorarsan;
O bizim dedemiz.
Hazreti Ali'yi sorarsan;
O bizim kolumuz kanadımız.
İmam Hüseyin'i sorarsan;
O Kerbela şehididir.
Bektaş Veli'yi sorarsan;
O el'in üstündeki el'dir.
Kureyş'i sorarsan;
O sır keramet sahibidir.
Düzgün Baba'yı sorarsan;
O murad kapısıdır.
Yararlanılan Kaynaklar:
1. Danık Ertuğrul, Koç ve At Şeklindeki
Tunceli Mezartaşları, Türk Kültürünü Araştırma EnstitüsüYayınları, İkinci
Baskı, Ankara, 1993.
2. Güven Kenan, Tabiat Güzellikleri ve
Kültürel Değerleri İle Tunceli, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Atatürk Kültür Merkezi Yayını-Sayı:52, Ankara, 1991.Kalafat Yaşar, Dr., Doğu
Anadolu'da Eski Türk İnançlarının İzleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi Yayını-Sayı:112, Genişletilmiş ikinci
Baskı, Ankara, 1995.
3. Yolga Mehmet Zülfü, Nazimiye Eski
Kaymakamı, Dersim (Tunceli) Tarihi, Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma
Vakfı Yayınları, Yayın No.:9, Ankara, 1994.
4. Kemali Ali, Erzincan Eski Valisi, Erzincan,
Kaynak Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul, 1992.
5 Aksoy Gürdal, Mithra'dan Bava Duzgın'a:
Dersim'de Antik Dönem İnançlarının Sürekliliği Üzerine,Makale (Munzur isimli
derginin 2000/2 sayışı sayfa:22-67), Ankara, 2000.
6. Yörede yaşayan halkın birbirlerine
aktardıkları hikayeler.
|